jungle

karışık kafalar ve durumlar için bire bir. daha fazla da karıştırabilir, çağrıştırabilir.

Cumartesi, Temmuz 29, 2006

uçuş

Cuma, Temmuz 28, 2006

yıldız

kırmızı balık

Çarşamba, Temmuz 26, 2006

yemek yemenin en güzel tarafı yanında tatlısını da mideye indirmek. tatlının insanın içini gıdıklayan, yedikçe yenesi gelen halini seviyorum. çocukken de çok severdim. annemden hep damak zevkime uygun tatlılar yapmasını isterdim. kurabiye, kek, kabak tatlısı, sütlaç, aşure vs.vs.

şimdi gazetelerde başka başka çocukların resimlerine bakıyorum. savaşta gelen bombalardan kolu bacağı kopmuş, kaybettikleri yakınlarının başında ağlayan çocuklar. benim aklım bir karış havadayken oyun oynayıp tatlı yeme derdine düştüğüm yaştaki çocuklar şimdi ölen anne babalarının başucunda, açbilaç gözyaşı döküyorlar. kısacık ömürlerinde sadece savaş görmüş olmaları ne kötü. hayatta sadece savaşı görüp, hayal kurmayı öğrenmeden, kendi varoluşlarını anlamadan veda etmek. hepimizin hayat anlayışı farklı olması çok normal. ne görüyorsak hayatımız o kadar oluyor. hayallerimiz, umutlarımız yaşadığımız ortamda şekilleniyor. savaşta doğan çocuklar hayallerini savaş içinde kuruyor, umutlarını savaşta yaşatmaya çalışıyorlar. kendi çocuklarının mutluluğunu başka çocukların ölümü üzerine kurmuş ülkelerde yaşayan yaşıtlarından farklı olarak ebeveylerinin yaşlılıktan öldüğünü göremiyorlar. onlar herkesten önce acıyı tadıyor, kanıksıyor. acı onlar için hayat anlamına geliyor. okuma, aşık olma, sevişme, gezme, eğlenme gibi şeyleri deneyimleyemiyor. çevresinde kendisi gibi kayıp, tutuklu, kaçırılmış, yaralı, ölü annelerin babaların çocukları ile birlikte büyüyüp kendi acılarının sıradan gözükmesine alışıyorlar.

daha kimin kiminle ne diye savaştığı bilincine varmadan kargaşanın içine düşmek ve hayatını o şekilde tamamlamak ortadoğudaki pek çok çocuğun kaderi oldu. dünya gene seyretmeye devam ediyor. asyalı kimliğimizden utanıp, içine girmeye çalıştığımız, onlar gibi olmak için tutuştuğumuz, ama bir türlü onlar gibi olamadığımız, bunun için üzülüp mücadelesini verdiğimiz, yıllardır kimlik bunalımı çekmemize neden olan avrupa birliği, uzak gözlüklerini takmış, mısır tabağı elinde, amerikan filmlerinde alıştıkları şiddeti, kanı seyreder gibi aksiyon seyretmeye devam ediyor. belki yıllardır kafamız bu tarz filmlerle yıkandığı ve vahşetin sıradanlaştırıldığı görüntülere yavaş yavaş müptela olduğumuz içindir. kendi koynunun ortasında bosnada toplama kamplarını, sistematik tecavüzleri, sonu gelmez katliamları görmeye gözlük numaraları ne kadar yetmediyse, lübnanda ve yıllardır filistinde ölmeye devam eden çocukları görmeye yetmiyor.

life is a jungle repliği tam da yerini buldu. hayvan sürüleri gibi yaşayıp, yan sürüye saldıran yırtıcıya mal gibi bakıyoruz. bu seferki kurbanın biz olmadığımızı gördüğümüz için seviniyoruz. bizim sürüye saldırmadıkça töreye uyalım, suyumuzu içip, otumuzu, samanımızı yemeğe devam edelim. savaşı, cinayeti, kanı, acıyı kanıksayalım. insan olduğumuzu unutalım.

Cumartesi, Temmuz 22, 2006

galata

isimsiz

Cuma, Temmuz 21, 2006

kapı

Salı, Temmuz 18, 2006

ikiz

Cuma, Temmuz 14, 2006

red

akşam

Perşembe, Temmuz 13, 2006

dünya kupası sonu
futbolla çok alakalı bir insan olmamakla birlikte önemli gördüğüm lig maçlarını ve dünya kupası maçlarını elimden geldiğince seyretmeyi seven bir futbol magazini meraklısıyım. futbolcuların oyunculuklarından ve tekniklerinden anlamam. futbolcuları da televizyonda adı geçmediği taktirde pek tanımam. bu nedenle benim bir futbolcuyu tanımam için adının çeşitli yerlerde, çeşitli vesilelerle geçmesi gerekir. ben daha çok politik görüşleri, oyunculuk ahlakları, yaşam tarzları vs. konuları ile ilgileniyorum. bu yüzden bazılarının söylemiş olduğu iki lafa kızıp ya da takdir edip sonrasında takibe aldığım, maçlarını seyredip oyunculuklarını izlediğim, futbol sayfalarında onlarla ilgili haberleri seçerek okuduğum futbolcular vardır. yani tam da bir kadın gibi futbol ile ilgileniyorum. ve çoğu futbol seyircisi gibi off side uyarısı gelmedikçe durumun off side olduğunu anlamıyorum. ayrıca futbol konusunda yorum yapacak durumda da değilim.

dünya kupası heyecanı beni her 4 yılda bir sarıyor. ezelden beri taraftarı olduğumuz, az gelişmiş dünya ülkelerinin futboldaki medarıiftiharı arjantin ve brezilyalı bir final heyecanı yaşayamadan erkenden elenivermeleri ne kadar canımızı sıktıysa da az çok maçları izlemeye devam ettik. artık 4 yıl sonra şansımıza ne çıkarsa bilemiyorum. umarım bu sefer kazanan bizim taraf olur. çünkü italya gibi futbolu mafyaya batmış çıkmış bir takımın galibiyeti hiç de istemediğim bir sonuçtu.

aslında girizgahı geçip sadede gelmek ve 2006 dünya kupasının zidane ın materazzi’nin böğrüne koç gibi attığı kafa ile noktalanmış olması hakkında konuşmak istiyorum. bir ay boyunca devam eden dünya kupası heyecanı içerisinde meydana gelen en güzel olay buydu bence. materazzinin zidane a ne dediği bilinmez, gerçi ailesine sövmüş ya da terörist olduğunu söylemiş galiba, ama adamın kafasının tasını attırdığı bir gerçek. günlerdir zidane a yakışmayan hareket diye gazetelerde yazılan yazıları bir tarafa atın, bence yapılması gereken hareketi yaptı. kendi canı ne istiyorsa onu yaptı. aslında bu kafayı herkese attı. fransa takımında yabancı oyuncuların oynamasını istemeyen ve bu kadro ile fransanın temsil edilemeyeceğini iddia eden (fransa milli takımı oluşturan oyuncuların çoğu siyahî ve eski sömürgelerden gelen ailelerin çocuklarından oluşuyor. 23 kişilik takımdaki "gerçek" fransalılar olarak kaleciler fabian barthez, gregory coupet, mickael landreau, orta saha oyuncusu gael givet ve savunma oyuncusu willy sagnol görülüyor.-gazete haberi) le pen gibilerine de atılan bir kafaydı. fransanın yerli malı fransızlarının zidane ve onun gibi eski sömürgelerden gelen futbolculara yönelttiği küfür ve eleştirileri materazzi nin ağdalı italyan küfüründe dile gelmiş ve zidane tarafından cevabı verilmiştir. kafana sağlık zidane diyoruz buradan. ayrıca materazzi gibi sinsice değil, dünyayı hiçe sayar bir şekilde hepimizin/herkeslerin gözü önünde delikanlı gibi küfür ve tacize cevap verdiği için gönüllerimizin kupasını kendisine hediye ediyoruz.

bir sonraki dünya kupasında zidane gibi efsaneleri seyretmek için buluşmak üzere hoşça ve sağlıcakla kalın.

hemen chumbawambanın 'top of the world' şarkısını dinliyor ve bu kupayı da böylece kapatıyoruz.

Çarşamba, Temmuz 12, 2006

trafik hikayesi
her sabah ve akşam servise binip işe gelip giden bir kişi olarak artık bundan fena halde sıkıldığımı ifade etmek istiyorum. her sabah ve akşam aynı insanlar ile yolculuk etmek hem garibime gidiyor hem de komik geliyor. birkaç süprizin dışında herkes hergün oturduğu koltukta seyahat etmeyi tercih ediyor. birkaçı biner binmez uyku moduna geçip yatağa yan uzanıp sol dizini karnına çeker gibi koltuğun üzerinde uyku pozisyonu alıyor. bazısı kütüphanesinde okumadığı kitap bırakmıyor, diğerleri çocuklarını birbirlerine anlatıyor. yemek tarifi verenler, yol boyunca trafiği kontrol edenler, şoför ile muhabbeti koyultanlar, yol hikayelerini anlatanlar, cep telefonları ellerinden düşmeyenler, çocuğunun bakıcısına 15 dakika ara ile telefon edip hala yolda olduğunu söyleyenler hep beraber günün belirli saatlerinde seyahat ediyoruz.

iki kıta arasında gidip geldiğimiz için servis içinde uzun bir zamanı hepimiz kendimize göre harcıyoruz. yol boyunca düşündüğüm alakasız şeyleri bir bir yazsam bu sayfada konu sıkıntısı çekmem. yola çıktıktan bir süre sonra uykuya daldığım ve bişeyler okuyup oyalandığım zamanlar haricinde cımbızla yukarıdan köküm ve son anda sapından yakaladığım çantam ile beraber çekilmek istediğim çok oluyor. trafikten ne kadar tiksindiğim sürekli aklıma geliyor ve trafiksiz kent olur mu? olamaz mı? diye olası projeler üzerinde kafa patlatırken buluyorum kendimi. korna sesinin kafamın içinde yarattığı hasarı gidermek için evde meditasyon konusunda yeni yaklaşımlar geliştirmeye çalışıyorum. bugün altunizade sapağında beyaz minübüs şoförünün aracının uzuun uzuuun çalan kornası ile yedi ceddine küfür salladığı otobüs şoförünün, cevaben göndermiş olduğu iki kısa bir uzuuuun korna sesi sonucunda ruhumda, beynimde meydana gelen hasarı gidermek için acil durum alarmına geçilmesi ve de hemen gereken önlemlerin alınması, en yakın ses geçirmez odaya girilip kulakların dinlendirilmesi gerekmektedir. ilgililere duyurulur..lur..lur..zın... zın... zın.....
bir de bunun üzerine servistekilerin kimin haklı kimin haksız tartışması eklenince omuzlarımın düşüp, kollarımın sarkaç gibi sallandığı bir duruşa sebep olacak durum içerisinde olduğumu görür gibi oluyorum. yaaa bari siz konuşmayın. bu ses kafamı yeteri kadar şişirdi zaten.

Cuma, Temmuz 07, 2006


(ayın 8 i için not!)
doğum günün kutlu olsun
çakmak
günün programı:
sabah kahvaltısı,
pasta seçimi,
pasta yapımı,
pasta süslenmesi,
pastanın saklanması,
süpriz eşliğinde pastanın ortaya çıkması,
afiyetle pasta yenmesi.



Salı, Temmuz 04, 2006

aklım gene aldı başını gitti. bazen yerinde tutmakta güçlük çekiyorum. yapmadıklarım, yapacaklarım, yaptıklarım, ümit ettiklerim, haber beklediklerim kol kola girip halay çekiyolar. davullar zurnalar hiç susmuyor. neden davul zurna halay göndermesi yaptım bilmiyorum. sanırım sesi sinirimi bozuyor.

kafamın içindeki küçük pencerelerin camları rüzgarda açılıp açılıp ‘zıbaaaaamm’ diye çarpıyor bazen. o sesin yarattığı sinir bozukluğunu bilirsiniz. cereyan yaptı biyerler diyorum gidip kapatıyorum. rüzgarın uğultusu bu sefer dışardan gelmeye, anahtar delikleri ıslık çalmaya başlıyor. anahtar deliklerinden nasıl böyle bir ses çıkabileceğini düşünerek onları da kapatma derdine düşüyorum. bakıyorum bir kulağımdan giren esintiler kafamda rüzgarlara sebep olmuş. keşke beynimin çalışma dinamiğini çözmüş, mekaniğini kapmış olsaydım. böylece çarpacak pencere, rüzgara dönüşecek esinti kalmazdı. küçük vidaları sıkıştırıp, tahtaları boyayıp ilk günkü gibi yapabilir, iklim değişikliklerinden hiç etkilenmezdim. bence beyin fırtınası lafının ifade ettiği anlam böyle bişey olmalıydı.
beyin fırtınası: beyin fırtınası, kafadaki çatlaklardan sızan değişik basınçdaki ve ısıdaki hava akımlarının kafatasının içinde meydana getirdikleri öngörülemez ve engellenemez iklim değişiklikleri.

Pazartesi, Temmuz 03, 2006

anten

Free Hit Counters
Free Counters