jungle

karışık kafalar ve durumlar için bire bir. daha fazla da karıştırabilir, çağrıştırabilir.

Perşembe, Haziran 29, 2006

kara sarı

manolya

Çarşamba, Haziran 28, 2006


tatil özlemi beni fena halde çarptı. durup durup google da nerelere gidebileceğimi araştırıp kafamın üstünde uçuşan, karışan planlar hazırlıyorum. orası mı burası mı derken kısacık bir hafta için sadece bir yere gidebileceğime karar verip içlerinden bir tanesini seçmeye koyuluyorum. antalya ve civarı en güzeli geliyor. bir tek ege ve akdenizde yüzerken balık gibi hissediyorum kendimi. çevremde zeytinlik ve maki görmek, cırcır böceğinin göbek çatlatan sesini duymak, öğle vakti çam kokuları içinde yürürken sıcaktan beynime güneş geçsin istiyorum.

kızartma kıvamına geldiğim anda koltukaltlarımdan ve sırtımdan süzülen ter nehirlerini soğutmak için denize atladığım o anları özledim. dalınca denizin boğuk sesini duymayı, yüzüp yüzüp kollarımın takati kalmayınca kıyıdaki çakıl taşlarının üzerinde dinlenmeyi, kulağıma kaçan suyun fısıldadığı lıkırtıları, güneşin altında yüzükoyun yatmayı, derimin pembeleşmesini, ne kadar yandığımı kontrol için mayomun güneş geçirmeyen yerleri ile yanıklarımı karşılaştırmayı, denizin boğazımda ve burnumda bıraktığı yosun kokusu ile karışık tuzlu tadı ve havluma sinen kokusunu, ayaklarıma yapışan kum tanelerini, her seferinde topladığım midye kabukları için tekrar tekrar keşif gezisine çıkmayı, akşam olup sahil boşalınca denize sahiplenip en ıssız anında tekrar girmeyi, mümkünse güneş batana kadar girip girip çıkmayı, denizin bana hayat vermesini özledim.

Salı, Haziran 27, 2006

minder

Perşembe, Haziran 22, 2006

saklıkent
istanbul gene yapacağını yapmış. varolduğu daha önceden de bilinen 1600 yıllık roma döneminden kalma konstantin’in kayıp surları ile birlikte bir rıhtım, 6 adet gemi bir adet kadırga yenikapıda bulunmuş. yıllardır aranıyormuş. gerçekten arandı mı? arayıp tarayıp da bulunamadı mı bilmiyorum. yılların tozunu toprağını üstüne örtüp, denizlerin, sonra da zamanla toprağın altında, oralarda biyerde ışığa çıkacağı günü beklemiş tam 6 adet gemi ve bir adet kadırga. arayan bulur demekten kendimi alamadığım için aranmadığı ve zamanla üzerine binaların gecekonuveriverildiği, aranmasının engellendiği görüşündeyim. belki her az gelişmiş ülke insanı gibi karamsar bir insan olduğum içindir. kime kızacağımız malum. ödenek ayrılmazsa bulunmaz tabi. tarihin kendini hatırlatması ve ifade etmesi için sınıf başkanı, sözcü ve bekçi atadığı istanbula yüklediği anlamlı görevi hiçe sayanların bu konuyla zerre kadar ilgilenmemiş olmalarını çok acı bir biçimde normal karşılıyorum. istanbulun sakladığı tarihini, saklandığı yerde bulunup gün yüzüne çıkaran herkese teşekkür ediyorum.

istanbulun bazen bizden daha neler sakladığını çok merak ediyorum. yıllardır içinde yaşayıp kendisini pek de merak etmeyen bir toplum ile yaşamak belki onun için daha rahatlatıcı bişeydir. kendi kendine bilmeseler de olur diyor mudur? yıllar önce itinayla el emeği ile nakşedilmiş mermerlerin, çanakların, çömleklerin, renklerin, geleneklerin, her ne kaldıysa her şeyin, tarihin kanıtı olarak yüreğine gömülü vaziyette saklı kalmasını da istemiş olabilir diye düşünüyorum.

yaşadığımız toprakların kıymetini bilmeden mirasyedi savurganlığı ile tarihsel varlıklarının talan edilmesini, ona buna peşkeş çekilmesini üzülerek seyrediyorum. müzede görevlendirilen küçücük adamların, istedikleri zaman gidip açtıkları banka kasalarında sakladıkları kıymetlilerini pazarlarmış gibi bu toprakların mirasını ona buna pazarlamalarına, bundan çıkar sağlamaya çalışmalarına deli oluyorum. kendilerince değer biçen ve pazarlığa oturan göçebe zihniyetli devlet memurlarının sahte deriden yapılma sümen takımlı masalarına geçip, koltuklarında bağdaş kurduktan sonra ali dibo çiftliğine çevirdikleri müzelerin nasıl olup da talandan kurtarılacağını bilmiyorum.

bu topraklardan çalınıp memleketinden çok uzakta altın kafese konan tarihi eserlere kendi vatanında köle muamelesi yapıldığını görmek tarihe saygı duyan ve tarihi merak eden her duyarlı insanı rahatsız ediyordur diye düşünüyorum. görevini kötüye kullanıp altın sikkeleri, iğneleri pazarlayanlara mı, yüzyıllardır ayakta duran sütunlara uğrunda ölecekleri 2 haftalık sevgililerinin adını kazıyanlara mı, lahitleri çöp niyetine kullananlara mı, antik kiliselere ana avrat küfür yazanlara mı, yoksa antik kentlerin agorasında buldukları en gözde yerde hacet giderip son noktayı koyanlara mı kızayım.

çalma listesinde bugün: patti smith - dream of life(June-1988)-people have the power

bütün şarkıların için teşekkürler

Pazartesi, Haziran 19, 2006

sessizlik

mavi raks

Perşembe, Haziran 15, 2006

buyrun burdan
popüler olmayanı dışlayanlara söylüyorum.
popüler kültür alıp kütüphane rafına koyamayacağınız hafta sonu gazete ekinden başa bişey değildir. tıpkı bu yazı gibi popüler kültür ürünü de buruşturulup çöpe atılacak türden ıslanıp patlamış kese kağıdıdır. sabun köpüğüdür. yıllar sonra birisinin aklına gelirse bahsedip böyle de bişey vardı denecek türden. tabi yıllar sonra hatıralarınıza, değerlerinize uygulanan sistematik tacizden sonra görüşleriniz ne yönde değişir bilemiyorum.

bunun ayarı ile sürekli oynamak da iyi değildir tabi. bir gün ‘in’ deyip ertesi gün ‘out’ demek adamı deliye çeviriverir maazallah. o nedenle ne idüğü belirsiz kültür üreticilerine biraz sorumluluk yüklenmeleri gerektiği konusunda uyarıda bulunmak istiyorum. popüler kültürün en önemli özelliği adı üstünde popüler olması, herkesin onu tercih etmesi. toplumdaki kişilerin büyük çoğunluğu tarafından kabul görmüş bir davranış şekli ve düşünce yapısı olması. herkesin aynı beğeniye, görüşe, tercihe sahip olması, düşünmekten vazgeçip düşünme yetisini başkalarının ellerine teslim etme de popüler kültürün varoluş şekli.

popüler kültür üretmekten ve tüketmekten kültür sahiplenilmez oldu. varsa yoksa popülerlik. gördüğümüz şeyi bir daha görmez, sevdiğimizi bi daha sevmez olduk. önümüzdeki rafa konan MAL sürekli değişiyor. bi tanesi tutarsa onun ikamesi üretilmeye başlanıyor. işin kötüsü bunun tüm dünyada aynı anda meydana gelmesi. bunu üreten kafa sadece kendi toplumunu değil, diğer toplumları da erozyona uğratıyor. zaten globalleşmeyi hep beraber kutlar, hep beraber önümüze sunulan mala değer biçmeye başlar olduk. gerçi biz değer biçen taraf değil, hesabı ödeyen tarafız. yaptığımızda üretim değil, tüketim. ne kadar tükettiğimizle övünüyoruz. üretileni en güzel kim tüketir. en güzel ürettiği gibi kim tüketir.

herkes bir hızdan, yoğunluktan, bu nedenle bişey yapamamaktan şikayetçi. ama herkes en hızlı arabayı almak isteyip geçen sene aldığı arabayı satışa çıkartıyor. vapurlar hızlı olmadığı için eleştirilip yerine sürat motoruna binilmeye çalışıyor. hele cep telefonları ! hergün yeni modelleri elden ele geziyor. (bu gerçi bana biraz hastalık gibi geliyor. her neyse (neden her neyse olacakmış. ona da bi kaç laf etmeli. vandallara da söyleyecek bir çift lafım olacak.)

eeee popüler kültür üretmeyelim, bunlara da maruz kalmayalım diyemiyoruz. popüler kültür olmazsa olmaz bişey. olacak tabi. ama nasıl olacağı önemli. kese kağıdını kıvırıp çöpe atabiliyorum fakat aklımda hala ondan bişeyler kalıyor. hafızamın ulaşamadığım bi köşesine post it yapıştırıp gidiyor.

hangi birinden söz ediyim, hangisini yazıya dahil edeyim diye panik oldum. hepsinden bahsetmek istiyorum. gözümü ve ruhumu tırmalayan bütün imitasyonlara, kültürü sömüren, kalbimi rendeleyen, kafamın içine eden, kulaklarımı tırmalayan bütün ucuz numaralara, konuşmalara, gürültülere, yayınlara savaş açmak istiyorum. Beni kabuğumdan çıkartıp bir savaşçıya dönüştüren sizlersiniz.

Çarşamba, Haziran 14, 2006

çalışırken uykumun gelmesinden nefret ediyorum. aslında iş yerinde uykumun gelmesinden nefret ediyorum. uykum geldiğinde çalışamıyo oluyorum çünkü. öyle tatlı geliyor ki.. usul usul dolan havuz gibi. çevremde ayakta uyuyup uyanıkmış gibi durduğumu anlamış olan var mıdır acaba? kedi gibi uyuyorum. bir açıyorum gözlerimi bir kapıyorum. biraz kıpırdanıp gene uyuyorum. başım sallanıp düşüyo mütemadiyen. bunun çok uzun sürmesinden korkuyorum. OOO ...böy...lrfr...molmazz kii.zz..zz...

Salı, Haziran 06, 2006



arı kovanı

Perşembe, Haziran 01, 2006



gece


iki şekerli


masal şehri

Free Hit Counters
Free Counters