jungle

karışık kafalar ve durumlar için bire bir. daha fazla da karıştırabilir, çağrıştırabilir.

Çarşamba, Temmuz 26, 2006

yemek yemenin en güzel tarafı yanında tatlısını da mideye indirmek. tatlının insanın içini gıdıklayan, yedikçe yenesi gelen halini seviyorum. çocukken de çok severdim. annemden hep damak zevkime uygun tatlılar yapmasını isterdim. kurabiye, kek, kabak tatlısı, sütlaç, aşure vs.vs.

şimdi gazetelerde başka başka çocukların resimlerine bakıyorum. savaşta gelen bombalardan kolu bacağı kopmuş, kaybettikleri yakınlarının başında ağlayan çocuklar. benim aklım bir karış havadayken oyun oynayıp tatlı yeme derdine düştüğüm yaştaki çocuklar şimdi ölen anne babalarının başucunda, açbilaç gözyaşı döküyorlar. kısacık ömürlerinde sadece savaş görmüş olmaları ne kötü. hayatta sadece savaşı görüp, hayal kurmayı öğrenmeden, kendi varoluşlarını anlamadan veda etmek. hepimizin hayat anlayışı farklı olması çok normal. ne görüyorsak hayatımız o kadar oluyor. hayallerimiz, umutlarımız yaşadığımız ortamda şekilleniyor. savaşta doğan çocuklar hayallerini savaş içinde kuruyor, umutlarını savaşta yaşatmaya çalışıyorlar. kendi çocuklarının mutluluğunu başka çocukların ölümü üzerine kurmuş ülkelerde yaşayan yaşıtlarından farklı olarak ebeveylerinin yaşlılıktan öldüğünü göremiyorlar. onlar herkesten önce acıyı tadıyor, kanıksıyor. acı onlar için hayat anlamına geliyor. okuma, aşık olma, sevişme, gezme, eğlenme gibi şeyleri deneyimleyemiyor. çevresinde kendisi gibi kayıp, tutuklu, kaçırılmış, yaralı, ölü annelerin babaların çocukları ile birlikte büyüyüp kendi acılarının sıradan gözükmesine alışıyorlar.

daha kimin kiminle ne diye savaştığı bilincine varmadan kargaşanın içine düşmek ve hayatını o şekilde tamamlamak ortadoğudaki pek çok çocuğun kaderi oldu. dünya gene seyretmeye devam ediyor. asyalı kimliğimizden utanıp, içine girmeye çalıştığımız, onlar gibi olmak için tutuştuğumuz, ama bir türlü onlar gibi olamadığımız, bunun için üzülüp mücadelesini verdiğimiz, yıllardır kimlik bunalımı çekmemize neden olan avrupa birliği, uzak gözlüklerini takmış, mısır tabağı elinde, amerikan filmlerinde alıştıkları şiddeti, kanı seyreder gibi aksiyon seyretmeye devam ediyor. belki yıllardır kafamız bu tarz filmlerle yıkandığı ve vahşetin sıradanlaştırıldığı görüntülere yavaş yavaş müptela olduğumuz içindir. kendi koynunun ortasında bosnada toplama kamplarını, sistematik tecavüzleri, sonu gelmez katliamları görmeye gözlük numaraları ne kadar yetmediyse, lübnanda ve yıllardır filistinde ölmeye devam eden çocukları görmeye yetmiyor.

life is a jungle repliği tam da yerini buldu. hayvan sürüleri gibi yaşayıp, yan sürüye saldıran yırtıcıya mal gibi bakıyoruz. bu seferki kurbanın biz olmadığımızı gördüğümüz için seviniyoruz. bizim sürüye saldırmadıkça töreye uyalım, suyumuzu içip, otumuzu, samanımızı yemeğe devam edelim. savaşı, cinayeti, kanı, acıyı kanıksayalım. insan olduğumuzu unutalım.

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa

Free Hit Counters
Free Counters