jungle

karışık kafalar ve durumlar için bire bir. daha fazla da karıştırabilir, çağrıştırabilir.

Salı, Nisan 25, 2006

ECZA DOLABI
*İlaç şirketlerine kimyasal atıkları oraya buraya atma özgürlüğünü kim verdi?
*Bunu yapanlar niye sokaklarda ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşıyor?
*Onların üretecekleri ilaçtan ne fayda gelir insana?
*Bu sorumsuzlukla üretilen ilaçlar hangi hastalığa şifa olur?
*Daha çok kazanmak için mi daha çok hastalık saçmaya çalışıyorlar?
*Bu da diğer her şeye verilen önem gibi gündemi biraz meşgul edip sonra yok olup gidecek mi?
*Biz de bu durumu bile bile bir süre sonra lafı mı değiştireceğiz?


günün şarkısı: believe

Salı, Nisan 18, 2006


VAPUR SEFASI

Ben Vapurda dışarıda oturmayı tercih edenlerdenim. Hani kapılar açılır açılmaz kendine balkonda iyi bir yer kapmak için hızlı hareket eden, gizli saklı köşe kapmaca oynayan, gözüne kestirdiği yer kapılınca bulduğu yere ilişiveren insanlardan biriyim. Ya güverte ya da sancaktaki tek sıra oturaklar favori yerlerimdir. Güverte kışın, sancaktaki tek sıra oturaklar yazın güzel olur.

Hafta içi iş çıkışı aynı saatlerde aynı yüzlerle karşılaşabilirsiniz. Sizi simaen tanıyan insanların göz ucuyla yoklamalarına maruz kalırsınız. Sonra yoklama yapma sırası size geçer. Bir eksik bir fazla. Herkes burada. Son dakka koşanları da alalım. Sonra yola çıkmaya hazırız.

Koşuşturmanın ardından güvertedeki esaslı yerimi kaptıysam, sigara içmek farz oluyor. Tabi açık bir çaya da hayır diyemiyorum. Hazırlıklar bitince sıra kafamı meşgul eden meselelere geliyor. Kendiliklerinden gelip yanı başıma oturuveriyorlar. Birer sigara da onlar yakıyor. Birlikte açık havayı duman altı ediyoruz. O günün manşeti neyse, kafamı kurcalamaya başlıyor tıkır tıkır. Bazen kurmaktan zevk aldığım hayallerim de el ele verip şimdi tam zamanı diyip ortaya çıkıverdikleri oluyor. İçimden gitmeli, rahat bir yere yerleşmeli diye geçirdiğim zamanlarda, bir vapurun içinde bi daha çay ve sigara içemeyeceğim aklıma geliveriyor hemen kafamı iki yana sallayıp düşüncelerimi rüzgara ya da köpüklere bırakıveriyorum. Usulca dağılıp gitmelerini seyrediyorum. Şanslı günümdeysem Eminönü açıklarında yüzen yunusları görebiliyorum.

Martılar okul çıkışına dönüştürüveriyorlar vapuru. Çıkış zili çalmış gibi vapurun hareketi ile simitleri havada kapmaca başlıyor. Karınları doyana kadar herkesi uğurlayıp, gerisin geri yine çığlık çığlığa uçuyorlar. Bu sefer doğma büyüme İstanbullu olarak Dolmabahçe, Sarayburnu, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Haydarpaşa bir bir yolcu ediyor herkesi.

Kısacık seyahatimde vapurlar beni götürebileceğinden çok uzaklara, özlediğim aşklara, dostlara götürüveriyor.

Çarşamba, Nisan 12, 2006


YALNIZLIK ÜZERİNE KARIŞIK DURUMLAR

Çiçeklere olan ilgim kendimi yalnız hissettiğim bir anda ortaya çıktı sanırım. Bunu bir kedi de giderebilirdi aslında. Ama çiçekler kedilere göre daha kopuk canlılar. Bir kediye sahip olup, akşama kadar benim gelmemi beklemesini, ona bir tas süt ve en sevdiği yiyeceklerden vermem karşılığında hayatını dört duvar arasında heba etmesini istemiyorum.

Çiçekler de ilgi istiyor. Topraklarını bazen eşeleyip, suya ihtiyaçları var mı yok mu diye kontrol ediyorum. Ama henüz konuşmaya başlamadım. Ara sıra laf attığım oluyor ama gevezelik ve dedikodu boyutuna ulaşmadı neyse ki. Bazen günaydın derken bile hafiften beynimde çatırdama sesleri geliyormuş gibi hissediyorum. Çatırdayan noktaya gidip kafamı kaşımak geliyor içimden.

Keşke yalnızlığın keşfi kötü ellere geçmeseydi de alışveriş denen illet kadınlarda görülen en yaygın hastalık haline gelmeseydi. (Hastalık belirtileri bende de görülmüş ama erken teşhis nedeniyle kısmen tedavi edilmiştir.) Kadınlar için çıkartılan dergilerin çoğunda olmayan hayatlar, erkek arkadaşınızla ilişkinin nasıl gittiği ile ilgili testler (soruların cevap şıkları ne şekildeki bir insana uyar bilemiyorum, ‘hiçbiri’ cevabı seçenekler arasında olmadığı için şimdiye kadar bitirebildiğim olmadı.), güzel, ince, bakımlı görünmenin sırları (böyle olmak şart bişey sanki?), eğer öyle hissetmiyorsanız bu konuda neler yapabileceğiniz ile ilgili tavsiyelerle dolu.

Kemik ve deriden oluşan, yemekten korkan ya da yediğini kusan, nasıl zayıfladığı ile ilgili bizzat kendisinin geliştirmiş olduğu formüller konusunda televizyonda beyanat veren toplumdaki sayıları az dilberleri kendilerine örnek edinip, kilosunu ya da kafasındakikilosunu problem haline getiren kadınlar içinde durum oldukça vahim.

Eh ben şimdi bütün bunlara kızmayayım da ne yapayım? Herkesi birer Brigette Jones formatında mı görüyorsunuz? Tek tip düşünen kadınlar mı gezmeli sokaklarda? Herkes sudan sebeplerle paniğe kapılmış kadınları ortalık yerde oradan oraya koştururken mi görmek istiyor? Lafı döndürüp dolaştırıp evliliğe bağlayan sözde kadın sorunlarına duyarlı programların rayting nesnesi haline mi geliyoruz? Bilmeden pazarlama politikalarının müzmin hedef kitlesi mi olduk?

Hastalıklı bir yalnızsanız ya yediklerindenpişmanolanobur ya da alışverişedüşkünmüsrif olup çıkarsınız. Erken teşhisin pek çok hastalığın tedavisinde oynadığı rolü unutmayalım!

Kendinize ayırdığınız yalnızlık, kendinize ait büyük keşiflerin fitilinin ateşlendiği zamanlardan biri olarak değerlendirilebilir. Sadece kişiye ait olan, kimsenin çalıp, har vurup harman savuramayacağı, zihninizi bulandırmayacağı, düşüncelerinizin kafanızın içinde oturacak yer bulabildiği anlardır. İstediğinizi yapabileceğiniz başıboşluk zamanlarıdır. Demedi demeyin. Kıymetini bilin. Oyuna gelmeyin.

Çiçekler ile ilgili yazı yazacaktım. Konu nasıl buraya geldi mi? Dağıldı mı? Anlamadım. Hafızamdaki kayıtlar karıştı. Hafızam mı kaydı? Belki içimden sessiz sessiz şarkı söylüyorumdur: ‘Bütün bu çiçekler biraz daha su isteeerrr... Su yoksa sevgiimiiiz yaşatsın onlarııı... llaay llaayy looommm... Şimdi kafamın içindeki cereyanı durdurmak için pencereleri kapatıp, perdeleri çekeceğim. Ortalığı ve kafamı toplamak, kitap karıştırmak, müzik dinlemek, çay koymak iyi gelebilir.

Cumartesi, Nisan 08, 2006

Meditasyon ile ilgili çeşitli yazılar okudum. Hepsinde yaklaşık olarak aynı yöntem anlatılıyor. Hiçbir şey düşünmeyin. Zihninizi dinlendirin. Hadi deneyin. Oldu mu? Bi de şunu deneyin. Düşünmemeyi nasıl becerirsiniz bilemiyorum. Ama düşünmemekte zorlanıyorum. Düşünmemek için daha çok düşünür oldum. Düşündüğüm için kendimi suçlar buldum. Düşünmek varken niye düşünmemek için kendimi zorliyim? Bu beni nasıl rahatlatacak? Oh ne güzel artık düşünmüyorum diyerek rahatlayamıyorum. Bacaklarımı uzatıp bugünlük bu kadar düşünmemek yeter. Artık düşünmeye başlayabilirim mi diyim? Düşünerek bulmak beni rahatlatan. Kurcalayıp çekmeceleri karıştırmak, unutulup, gereksiz yere saklananları bulmak lazım değil mi? Alternatif bir metod geliştirmek üzereymişim gibi hissediyorum kendimi. Az kaldı okuyucu sayısı 10 kişiyi geçmeyecek, best satmaz meditasyon kitabımın çıkmasına. Lütfen kitapçılarınızdan ısrarla isteyiniz.

Cuma, Nisan 07, 2006



Çocukluğumda oynadığım zeytin ağacı
Nereye gidersem gidiyim
Hediye diye yollar bıkıp usanmadan
Siyah, yeşil, çizik, kırma zeytinleri
Tabak tabak.
Artık gönlünden ne geçiyorsa, ne kopuyorsa.

Perşembe, Nisan 06, 2006



hafıza kaybı.

hafıza kaybı,

hafıza kaydı,

hafıza kayar mı?

Free Hit Counters
Free Counters