saklıkent
istanbul gene yapacağını yapmış. varolduğu daha önceden de bilinen 1600 yıllık roma döneminden kalma konstantin’in kayıp surları ile birlikte bir rıhtım, 6 adet gemi bir adet kadırga yenikapıda bulunmuş. yıllardır aranıyormuş. gerçekten arandı mı? arayıp tarayıp da bulunamadı mı bilmiyorum. yılların tozunu toprağını üstüne örtüp, denizlerin, sonra da zamanla toprağın altında, oralarda biyerde ışığa çıkacağı günü beklemiş tam 6 adet gemi ve bir adet kadırga. arayan bulur demekten kendimi alamadığım için aranmadığı ve zamanla üzerine binaların gecekonuveriverildiği, aranmasının engellendiği görüşündeyim. belki her az gelişmiş ülke insanı gibi karamsar bir insan olduğum içindir. kime kızacağımız malum. ödenek ayrılmazsa bulunmaz tabi. tarihin kendini hatırlatması ve ifade etmesi için sınıf başkanı, sözcü ve bekçi atadığı istanbula yüklediği anlamlı görevi hiçe sayanların bu konuyla zerre kadar ilgilenmemiş olmalarını çok acı bir biçimde normal karşılıyorum. istanbulun sakladığı tarihini, saklandığı yerde bulunup gün yüzüne çıkaran herkese teşekkür ediyorum.
istanbulun bazen bizden daha neler sakladığını çok merak ediyorum. yıllardır içinde yaşayıp kendisini pek de merak etmeyen bir toplum ile yaşamak belki onun için daha rahatlatıcı bişeydir. kendi kendine bilmeseler de olur diyor mudur? yıllar önce itinayla el emeği ile nakşedilmiş mermerlerin, çanakların, çömleklerin, renklerin, geleneklerin, her ne kaldıysa her şeyin, tarihin kanıtı olarak yüreğine gömülü vaziyette saklı kalmasını da istemiş olabilir diye düşünüyorum.
yaşadığımız toprakların kıymetini bilmeden mirasyedi savurganlığı ile tarihsel varlıklarının talan edilmesini, ona buna peşkeş çekilmesini üzülerek seyrediyorum. müzede görevlendirilen küçücük adamların, istedikleri zaman gidip açtıkları banka kasalarında sakladıkları kıymetlilerini pazarlarmış gibi bu toprakların mirasını ona buna pazarlamalarına, bundan çıkar sağlamaya çalışmalarına deli oluyorum. kendilerince değer biçen ve pazarlığa oturan göçebe zihniyetli devlet memurlarının sahte deriden yapılma sümen takımlı masalarına geçip, koltuklarında bağdaş kurduktan sonra ali dibo çiftliğine çevirdikleri müzelerin nasıl olup da talandan kurtarılacağını bilmiyorum.
bu topraklardan çalınıp memleketinden çok uzakta altın kafese konan tarihi eserlere kendi vatanında köle muamelesi yapıldığını görmek tarihe saygı duyan ve tarihi merak eden her duyarlı insanı rahatsız ediyordur diye düşünüyorum. görevini kötüye kullanıp altın sikkeleri, iğneleri pazarlayanlara mı, yüzyıllardır ayakta duran sütunlara uğrunda ölecekleri 2 haftalık sevgililerinin adını kazıyanlara mı, lahitleri çöp niyetine kullananlara mı, antik kiliselere ana avrat küfür yazanlara mı, yoksa antik kentlerin agorasında buldukları en gözde yerde hacet giderip son noktayı koyanlara mı kızayım.
istanbul gene yapacağını yapmış. varolduğu daha önceden de bilinen 1600 yıllık roma döneminden kalma konstantin’in kayıp surları ile birlikte bir rıhtım, 6 adet gemi bir adet kadırga yenikapıda bulunmuş. yıllardır aranıyormuş. gerçekten arandı mı? arayıp tarayıp da bulunamadı mı bilmiyorum. yılların tozunu toprağını üstüne örtüp, denizlerin, sonra da zamanla toprağın altında, oralarda biyerde ışığa çıkacağı günü beklemiş tam 6 adet gemi ve bir adet kadırga. arayan bulur demekten kendimi alamadığım için aranmadığı ve zamanla üzerine binaların gecekonuveriverildiği, aranmasının engellendiği görüşündeyim. belki her az gelişmiş ülke insanı gibi karamsar bir insan olduğum içindir. kime kızacağımız malum. ödenek ayrılmazsa bulunmaz tabi. tarihin kendini hatırlatması ve ifade etmesi için sınıf başkanı, sözcü ve bekçi atadığı istanbula yüklediği anlamlı görevi hiçe sayanların bu konuyla zerre kadar ilgilenmemiş olmalarını çok acı bir biçimde normal karşılıyorum. istanbulun sakladığı tarihini, saklandığı yerde bulunup gün yüzüne çıkaran herkese teşekkür ediyorum.
istanbulun bazen bizden daha neler sakladığını çok merak ediyorum. yıllardır içinde yaşayıp kendisini pek de merak etmeyen bir toplum ile yaşamak belki onun için daha rahatlatıcı bişeydir. kendi kendine bilmeseler de olur diyor mudur? yıllar önce itinayla el emeği ile nakşedilmiş mermerlerin, çanakların, çömleklerin, renklerin, geleneklerin, her ne kaldıysa her şeyin, tarihin kanıtı olarak yüreğine gömülü vaziyette saklı kalmasını da istemiş olabilir diye düşünüyorum.
yaşadığımız toprakların kıymetini bilmeden mirasyedi savurganlığı ile tarihsel varlıklarının talan edilmesini, ona buna peşkeş çekilmesini üzülerek seyrediyorum. müzede görevlendirilen küçücük adamların, istedikleri zaman gidip açtıkları banka kasalarında sakladıkları kıymetlilerini pazarlarmış gibi bu toprakların mirasını ona buna pazarlamalarına, bundan çıkar sağlamaya çalışmalarına deli oluyorum. kendilerince değer biçen ve pazarlığa oturan göçebe zihniyetli devlet memurlarının sahte deriden yapılma sümen takımlı masalarına geçip, koltuklarında bağdaş kurduktan sonra ali dibo çiftliğine çevirdikleri müzelerin nasıl olup da talandan kurtarılacağını bilmiyorum.
bu topraklardan çalınıp memleketinden çok uzakta altın kafese konan tarihi eserlere kendi vatanında köle muamelesi yapıldığını görmek tarihe saygı duyan ve tarihi merak eden her duyarlı insanı rahatsız ediyordur diye düşünüyorum. görevini kötüye kullanıp altın sikkeleri, iğneleri pazarlayanlara mı, yüzyıllardır ayakta duran sütunlara uğrunda ölecekleri 2 haftalık sevgililerinin adını kazıyanlara mı, lahitleri çöp niyetine kullananlara mı, antik kiliselere ana avrat küfür yazanlara mı, yoksa antik kentlerin agorasında buldukları en gözde yerde hacet giderip son noktayı koyanlara mı kızayım.


3 Yorum:
Güzel yazı arkadaş. Yazında kızmak istediğin herkes kızılmayı sonuna dek hakediyor. Hazır kızmaya başlamışken bunların yanına "çıkarsak nasılsa koruyamıyoruz kaçırıyorlar en iyisi toprak altında kalsın" diye yıllar önce laf eden devlet büyüğü küçük adamı da koy, okullarda tarihin sadece savaş barış oldugu kanısını yerleştiren yılların MEB. lığı müfredat programlarını koy, tarih deyince sadece osmanlıyı bilen bir de onun öncesinde orta asyadan dağı eritip geldik diyen sığ anlayışları dolayısıyla bizans uygarlığını, eti uygarlığını, frigleri, hititleri, lidyalıları, ionları elinin tersiyle itenleri koy, diyanete, eğitime kültüre sanata ayırdıklarının neredeyse misliyle bütçesinde pay ayıranları koy ve tümüne kız. Kasma kendini kzıgınlığın en iyi dışa vurumudur küfür en yakası açılmadık olanından bir tane yarat tümünü birden kalayla bunların....:)))
eklediklerin için teşekkürler sevgili arkadaşım. haklısın bunları atlamamak gerekir.
Esperanza mon amore!''
Bana mail yazarken jungle olarak yazsana. Username ve password de girersen, her yorumunda link vermiş olursun, insanlar da linke tıklayıp sitene ulaşırr :)
Yorum Gönder
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
<< Ana Sayfa